Karadeniz Rotaları – 1

“Şöyle bir kaç hafta vaktim olsa, İstanbul’dan başlayıp  kıyılardan koy koy gezerek, bazen kamp yaparak Karadeniz’i gezsem, yaylalara çıksam”  işte bu yazıyı böyle bir rota isteyenlere yol göstersin diye yazıyorum.

Son 15 yıldır neredeyse her yıl gezdiğim Karadeniz Bölgesi için oldukça detaylı (uzun) bir yazı dizisi olacak bu.  Her gün en fazla 200-300 km yol yapılacağını varsayarak, sevdiğim kampingleri, pansiyonları da önereceğim.   Bahsedeceğim rotalar çok zorlu olmayacak, her türlü taşıtla gidilebilecek cinsten olacak.

Hatta biraz daha vakti olanlar için bu rota bisikletle de çok güzel olur.  İsteyenlerse bazı noktaları pas geçip 10 güne sığdırabilir ama tadı damaklarda kalır.  Süre kısıtlıysa Trabzon’a uçup araç kiralamak en mantıklısı olur.  En azından yaylaları gezme imkanı olur.

İstanbul’dan başlayıp Artvin’e kadar uzanacağız. Sadece gidiş rotası 1500 km lik uzun bir yol olduğu için, en azından yolun ilk bir kaç yüz km sini otobandan gitmek akıllıca olabilir.   İlk durağımız Akçakoca.

Akçakocaya’ya İstanbul’dan gitmek için 3 ayrı rota var. En uzunu Şile-Ağva-Kandıra’nın nefis manzaralı yolları. Yol üzerinde Saklıgöl, Akçekese gibi mola verilecek bir sürü gizli cennet olduğunu göreceksiniz.

Diğer yol ise İstanbul’dan Sakarya’ya kadar otobandan gidip Söğütlü-Karasu üzerinden daha hızlı ve yine güzel bir yoldan gitmek.  Yollar güzel ama Karasu gibi deniz kenarında olan bir yer nasıl bu kadar çirkin yapılaşmış,  insan görünce üzülüyor. Sakarya’nın pek sevimli olduğunu söyleyemem. Yine de deniz aşkına bir çay bahçesinde mola verilebilir.  Mutlaka kalınacaksa Poyrazlar Gölü’nü öneririm.  İstanbul’dan uzaklaştıkça her şeyin çok ucuz olduğunu görünce şaşıracaksın.

Akçakoca’ya gitmek için son seçeneğimiz ise İstanbul’dan Düzce’ye kadar sıkıcı otobandan gitmek,  sıkıcı ama hızlı bir şekilde Düzce’ye varıp, sonra kuzeye doğru dönüp Akçakoca’ya varmak.  Eğer mevsim bahar ise, Düzce ormanlarının yanından bile geçmek çok keyifli olur aslında.  Başka bir yazıda Düzce yaylalarında kamp yapmanın güzelliğinden bahsedeceğim.

Akçakoca, tipik bir  Karadeniz kasabası görünümde.  Şehir merkezi kötü yapılaşmış ama son gittiğimde sahil kısmına çeki düzen vermişler.  Buranın beni asıl ilgilendiren kısmıyla kamp için hala güzel koyları olması. İnternetten araştırınca Akçakoca’da bir tek karşınıza Tezel kamping çıkıyor.  Oysa burası artık daha çok restoran ve otel olarak kullanılıyor.  Güzel deniz manzarası karşısında yemek içmek güzeldi ama kamp için ayırdıkları alan yetersiz. Eskiden kamp için ayırdıkları yeşil alanı restorana katmışlar maalesef.

Zaten eskiden Akçakoca’ya Avrupa’dan kalabalık gruplar halinde karavancılar gelirmiş. Duyduğuma göre yaşanan bir tecavüz olayından sonra bir anda yabancı turist gelmez olmuş!  Avrupalıların uzun yıllar önce keşfettiği bu güzel koyları biz yeni yeni öğrenmeye başladık.

Karasu’dan Akçakoca’ya doğru ilerlerken Edilli sahilinde güzel bir kamp alanı var.  Burayı sevgilhami.com blogundan okumuştum. “Edilli Deniz Kamping” konum itibariyle eşsiz bir yerde.  Şehir merkezinin kalabalığından uzakta ve ana yol üzerinde olmadığından gizli kalmış cennet gibi bir yer.

Deniz kenarında olmasına rağmen yeşillikler içinde yer alan kamp alanının hemen yanında küçük bir dere akmakta.  Hatta kamp alanına bu küçük suyun içinde geçilerek ulaşılıyor.   Dere oldukça temiz gözüküyor, oltanızı da yanınıza alın derim. Deniz Kampingi herkese öneriyorum.   Sahibi Ömer Başer (05426934987) çok iyi niyetli, hoş sohbet bir insan.    Bizim muhabbetimiz de iyi gittiğinden, normalde kimseye izin vermediği – dinlenme alanı olarak belirlediği – kampın en güzel noktasına çadır kurmama bir şey dememişti.

Sadece çadır konaklamak için değil, ağaç evlerde kalmak için de gidilir buraya.  Fiyatı Ege ve Akdeniz’deki benzer tesislerin yarısı kadar bile değil ayrıca. Kamp alanında soyunma odaları, bulaşık yıkamanız için bir alan, tuvaletler ve duşlar ayrıca bir kişisel kullanımınız için bir kaç buzdolabı mevcut. Kamp alanının çoğu yerinde elektrik de mevcut. Arka tarafta ağaçların arasında küçük bir oyun alanı da var.  Sadece çok bakımlı bir tesis beklemeyin.

Yine de şunu unutmamak gerekir, özellikle Karadeniz’deki kampingler pazar günleri yöre halkı tarafından piknik alanı olarak da kullanılıyor. Yazın ortasında böyle bir güne denk gelirseniz yapacak bir şey yok 🙂 Burası için söylediğim her şey yalan olabilir bir anda.  O zaman da etraftaki orman yollarında dolaşın biraz.

Buranın akşamına her türlü kefilim. Bir yandan güneş deniz üzerinden batarken, diğer yandan da karadenizin hırçın dalgalarının sesi duyuluyor.

Düzce’de önereceğim bir başka kamp alanı ise Şimşirlik’te. Tesisin sahibesi belgesel yönetmeni Sezgin Türk, yaşadığı yerin doğasını bozacak hiçbir şey yapmamış. Samandere Şelalesi yolu üzerindeki kamp alanını herkese tavsiye ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir